Avrupa Birliği'nin (AB) en büyük altı ekonomisi, finans piyasalarının entegrasyonunu hızlandırma konusunda uzlaştı.
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Polonya ve İspanya maliye bakanları Berlin’de bir araya gelerek Avrupa Birliği’nin parçalı sermaye piyasalarını daha entegre hale getirme planını ele aldı.
AB, uzun süredir vatandaşlara daha fazla yatırım imkanı sunmak ve şirketlerin finansmana erişimini kolaylaştırmak amacıyla sermaye piyasalarını birleştirmeye çalışıyor. Ancak üye ülkeler arasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle süreç yıllardır ilerleme kaydedemiyordu.
Çin ekonomisinin hızlı yükselişi ve Donald Trump döneminde ABD ile ilişkilerde yaşanan gerilimlerin ardından konu yeniden öncelik kazandı.
Toplantı öncesinde konuşan Almanya Maliye Bakanı Lars Klingbeil, “Daha fazla Avrupa’ya ihtiyaç duyduğumuz zamanlar vardır ve şu an tam da böyle bir dönem.” dedi. Klingbeil, görüşmelerde Avrupa sermaye piyasalarının derinleştirilmesi, sınır ötesi yatırımların önündeki engellerin kaldırılması ve Avrupalı şirketlerin daha kolay sermaye bulabilmesi konularının ele alınacağını söyledi.
Fransa Maliye Bakanı Roland Lescure ise Avrupa sermayesinin kıta dışına çıkmasının önlenmesi gerektiğini belirterek, “Avrupa sermayesinin Avrupa’da kalmasını ve Avrupa çözümlerini finanse etmesini istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
AB’nin son girişimi “Tasarruf ve Yatırım Birliği” adı altında yürütülüyor. Ancak özellikle piyasa denetimlerinin merkezileştirilmesi konusunda üye ülkeler arasında görüş ayrılıkları sürüyor.
E6 olarak bilinen altı ülke merkezi denetimi desteklerken, İrlanda ve Lüksemburg gibi bazı ülkeler çekincelerini koruyor.
AB'NİN YAPISAL SORUNLARINDAN BİRİ
AB’nin sermaye piyasalarını birleştirme girişimi, aslında Avrupa ekonomisinin uzun süredir çözemediği yapısal sorunlardan birine dayanıyor: Kıta genelinde büyük şirket yaratamama problemi.
Avrupa, sanayi üretiminde güçlü kalmayı sürdürse de özellikle teknoloji, yapay zeka, savunma teknolojileri ve dijital platformlar alanında ABD ve Çin’in gerisine düştü. Bunun temel nedenlerinden biri olarak da parçalı finans sistemi gösteriliyor. Avrupa’daki girişimler büyüme aşamasına geldiğinde çoğu zaman yeterli sermayeyi Avrupa içinde bulamıyor ve ya ABD fonlarına yöneliyor ya da faaliyetlerini ABD’ye taşıyor.
Bu durum son yıllarda özellikle yapay zeka yarışında daha görünür hale geldi. ABD’de Nvidia, OpenAI, Microsoft ve Amazon gibi dev şirketler trilyonlarca dolarlık piyasa değerlerine ulaşırken Avrupa’da benzer ölçekte teknoloji şirketleri çıkarılamaması Brüksel’de alarm yarattı. Eski Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi’nin geçen yıl hazırladığı rekabet raporunda da Avrupa’nın her yıl yüz milyarlarca euroluk ek yatırıma ihtiyaç duyduğu vurgulanmıştı. Enerji krizi ve Ukrayna savaşı sonrası savunma harcamalarının artması da finansman baskısını büyüttü. AB ülkeleri hem yeşil dönüşüm yatırımlarını hem savunma sanayisini hem de dijital dönüşümü aynı anda finanse etmeye çalışıyor. Ancak Avrupa’daki yatırım sermayesinin önemli kısmı ABD tahvilleri ve Wall Street piyasalarına akmaya devam ediyor.
Öte yandan konu yalnızca ekonomi değil, siyasi egemenlik tartışmasıyla da bağlantılı. Trump döneminde ABD ile yaşanan ticaret gerilimleri ve Washington’ın Avrupa’ya yönelik zaman zaman korumacı yaklaşımı, AB içinde “stratejik özerklik” fikrini güçlendirdi. Brüksel, kritik sektörlerde Amerikan sermayesine ve dolar sistemine bağımlılığı azaltmak istiyor.
‘’ÇOK VİTESLİ AVRUPA'' TARTIŞMASI
Ancak reformun önünde ciddi siyasi engeller bulunuyor. Bu nedenle AB’de son dönemde giderek daha fazla dile getirilen seçeneklerden biri, tüm üyelerin uzlaşmasını beklemek yerine büyük ekonomilerin kendi aralarında daha derin entegrasyona gitmesi. Bu yaklaşım, Avrupa içinde “çok vitesli Avrupa” (iki vitesli Avrupa da deniyor) tartışmalarını yeniden gündeme taşıyor.
Okumaya devam et...